‘GÜNEŞE GÖMÜLENLER’

Eski fotoğraflara bakıyorum da, ne kadar çokmuşuz, ne kadar kalabalıkmışız.

Türkiye’nin her tarafından. Her yanından ülkenin.

Köy çocukları, kasaba çocukları. Taşlıklı,  fesleğenli evlerin çocukları. Hepsi civanmert, delikanlı.

Bir bir eksildiğimiz bu günlerde, o eski fotoğraflardaki,   ‘Güneşi zaptedeceğiz
Güneşin zaptı yakın!’ diyenlere yakışıyor-muyuz acaba?

İstanbul’un Ankara’nın, İzmir’in diğer büyük kentlerin meydanlarında korkusuzca, yaşanılası bir dünya için seslerini yükseltenler.

Kendilerinde ‘tarihe müdahale cüretini’,ve ‘hayatı değiştirme’ hakkını görenler.

O gencecik, fidan gibi yaşlarda ‘dünyayı değiştirmeye’ kalkışmak nasıl bir şey denildiğini o kadar çok duydum ki.

Onlar ‘aşkı, hayatı, felsefeyi ve insana ait her şeyi’ devrim sonrasına erteleyenlerdir.

Fotoğraflar siyah beyaz.

Hüznün damlası yok. Dünyayı değiştirebilmenin ağır sorumluluğunda, vakur.

Gözler çakmak, çakmak.

Hepsi kasabalarında, köylerinde buralarda ziyan olmasın, okusun büyük adam olsun diye büyük kentlerin büyük okullarına bin bir zahmet ve meşakkatle gönderilmiş Anadolu çocukları.

Ya analar babalar.

Düştüklerinde çocukları, kırıldıklarında, tarif edilemeyen acıyla,  içine kanayan

Analar, babalar.

Bu günün yoz, çorak ortamında ‘yenilgilerimiz bile bizi bir arada tutmaya yetmiyor desem haksızlık eder-miyim acaba.

Geride kalanlar, bizler ‘Eylül’ün adı anıldığında, boğazımıza bir yumruk düğümlendiğinde utanır olduk bu yaşta çoluk çocuktan.

Hala içimizdeki ‘yel değirmenlerine karşı savaşma’ tutkusunu yaşatıyor olmanın zaman zaman ya da o fotoğraflara baktıkça garip, tuhaf bir hüznün bizi nereye kadar taşıyacağını  bilmediğimiz ‘sol memenin altındaki cevahir’in ince ince sızladığını duymuyor-muyuz.

Hani anlatsam roman olur denir ya, binlerce bel ki de on binlerce hikaye, o saf, temiz kasabalı, köylü okuyup adam olması için büyük kentlere yollanan çocukların hikayeleri.

Hani unutursak kalbimiz kurusun dediğimiz, denilen o çocuklar.

Çoğu daha ömrünün baharında, bir kelebek ömrü kadar ömürleriyle ‘insan’ olmayı hepimize, herkese öğrettiler. Onlar, ‘dövüşerek öldüler, güneşe gömüldüler.’

O eski fotoğraflar, bizim, ülkemin insanlık tarihidir bir bakıma.

‘Bir Başka Dünya Mümkün’ olduğunu kısacık hayatlarıyla bu çağa, bu yüzyıla damgalarını vurarak ‘gülümseyerek’ veda ettiler.

Ondandır işte, boğazımıza bir yumruğun düğümlenmesi.

Ondandır, onları anımsatan bir hikâyenin sonunda, bizi çoluk çocuğa mahcup eden gözlerimizdeki bulutun boşalıvermesi.

Bu gün bizleri, geride kalanların içini acıtan şey, o günlerin balyoz gibi inen ‘şiddeti’ değil, ülkemin yarım aydınlarının, korkak aydınlarının, sığ, yoz ve cahil sözüm ona ‘entelektüel’lerinin, onlara, o çocuklara, yazarak, çizerek, küçümseyerek uyguladıkları şiddettir.

Habersiz Gazetesi Köşe Yazarı Hasan Girgin

Öncekini Oku

Herkes için ADALET

Sıradakini Oku

Bayrak Şairimiz Doğduğu Yer Çatalca’da Anıldı

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir