Çatalca Şıngır Mıngır

Kentleşmeyle birlikte bir sürü şeyi yitirdik.

Allahtan bizim yöre (Çatalca) bir türlü kentleşemediğinden, bazı şeyler hala var.

Kentleşememenin birçok nedeni var elbet.

Arada sırada Çatalca’ya işi düşen dostlarımıza göre Kentleşememek ya da Kasabalılık bize yakışıyormuş.

Nüfusumuz da bir türlü artmıyor. Aksine azalıyor.

Köylerimiz (şimdi ki mahalleler) hemen hemen hepsi orman köylüsü.

Orman köylünün elinden alınalı yıllar oldu.

Orman köylüsü ama ormanın kenarında oturan köylü.

Uzaktan, uzaktan ormana mahzun mahzun bakıyoruz.

 

İş yok, güç yok, biz bize oturuyoruz.

Hepimiz civanmert piknikçi olduk.

Nerede iki ağaç görsek hemen çevirip, piknik alanı yapıveriyoruz.

Gerisi Allaha emanet..

 

Kahvelerimiz tıklım tıklım.

Ağzına kadar.

Çayı veresiye de içsek, sorun değil.

 

Biz Trakyalılar neşeli insanlarız. Kahvelerde muhabbet, neşe gırla.

Ekmek bulamasak da pasta yiyoruz.

Geçenlerde bir kahvede, herkes katıla katıla gülüp eğleniyor.

Sordum. Meğer kasabımız da yaşayan komşularımızın  ‘lakap’larının çetelesi çıkarılıyormuş.

Kategorilere de ayırıyorlar.

Mesleklere göre.

Çaycı Muharrem, Kasap Ali,Ciğerci Kazım..

Memleketlerimize göre.

Adıyamanlı memet, Tekirdağlı Tahir.

Huyumuza, karakterimize göre.

Üzgün Recep, Kalleş Mahmut..

Yiyip içtiklerimize göre.

Rakıcı Hüsamettin. Votkacı Salim.

Hayvan severliklerimize göre.

Eşekçi Mümin, Mandacı Bekir.

 

Bizim ahali az biraz Osmanlı sayılır. Malum şimdiki birkaç orman köyümüz eskiden Sadrazamların, şehzadelerin, padişahların avlandıkları avlakları imiş.

E onların lakapları olur da bizim neye olmasın demişler herhal de.

Örneğin, Yahni kapan Abdülkerim Paşa, Pakça Müezzin Baltacı Mehmet Paşa.

En meşhuru da Yedisekiz Hasan Paşa.

 

Rahmetli Salah Birsel gelse, görse halimizi ağzı açık kalacak.

‘Kahveler Kitabı’nı, Boğaziçi Şıngır Mıngır’ı yazdığına pişman olacak.

İstanbul’un ortasında ‘Ah Beyoğlu Vah Beyoğlu’ nu yazmak kolay.

 

İstanbul’un en uzağında halimiz orta oyunu gibi.

Bir Hacivat Karagözümüz eksik.

Gerçi, herşeyi sorduk da Rahmetli Aziz Nesin’e bunu soramamışız.

Türkiye’nin binlerce ilçesinden niye bizi, Çatalca’yı seçtin diye.

Ne zaman Vakfın önünden geçsem vardır bir Hikmet’i diyorum.

 

O hani bize Kasabalılık size yakışıyor diyen dostlarımdan birisi, bir işi gereği yolu Çatalca’ya düşünce beni aradı.

Ne zaman gelsem üzülüyorum diye de ekledi.

İçim sızlıyor dedi Çatalca’yı görünce.

Valla dedim, biz üzülmüyoruz.

Orta oyunu, Hacivat, lakap, isim şehir falan derken yakında yakın da BKM’nin şubesini de açabiliriz burada.

Millet toptan fıttırdı, işi mizaha, matraklığa döktü.

 

Hani böyle gelmiş böyle gitmez diyorlar ya, bize göre değil.

Biz de böyle gelmiş böyle gider.

Nerden baksan yarım asırdır bu böyle. Öncesini bilmiyorum, yaşım yetmiyor.

Kim gelirse de fark etmiyor. Solcusu, sağcısı, kibirlisi, bizim evladımız olanı, olamayanı.

Zaten seçim zamanı bir gayret, bir gayret. Vaatler, bol bol proje.

Milenyum kuşağını Çatalca’dan başlatan bile çıktı. Hatta (şaka değil) Belediye binasının merkezinde Milenyum merkezini bile törenle açıverdi.

Sözlüğe baktım, üçüncü bin yıl demekmiş. Avrupa’sı, Amerika’sı, Uzak Asyası hepsine tur bindirmişiz.

Uzaya, Marsa falan toptan Çatalca olarak gitmemize bir tık kalmış

İnanmazsanız eski yerel gazetelere bakın.

Sonra seçim bitince, dedim ya hatır gönül seven insanlarız biz Çatalcalılar, seçimden sonraki iki yıl Belediye başkanını tebrik ediyoruz. Kasaba da Başkanı ziyaret etmeyen kimse kalmayınca

Sonraki iki yıl da Başkan ona tebriğe gelenlere iadei ziyaret yapmaya başlıyor.

E zaten göreve bir yıl kalıyor. O kalan yılda da rahat rahat, geniş geniş seçimlere hazırlanıyoruz.

 

İşimiz iş, önümüz kış.

Birkaç yıl daha çayı veresiye yazdıracağımız kahve bulursak,

Orhan Veli gibi ‘İstanbul’un Orta yeri Sinema yerine, İstanbulun en uzağı bizim kasaba ‘garipliğim mahzunluğum duyurmayın Anama’.

 

Öncekini Oku

Öğretmenler Gününüz Kutlu Olsun

Sıradakini Oku

Tarihe Hancer

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir